Pandemiden sonra, başımızın en büyük belası olacak
Büyükada'da yıllarca yerleşik denizci, '25 metreye kadar dipte yerleşmiş' diyor, müsilaj için. Pandemiden sonra, başımızın en büyük belası. Yılların ihmali.
Sabah, vapurdayım.
Hava gri.
İster istemez,
denize bakıyorum.
Kahverengi.
Koyu yeşile de çalıyor.
Marmara, iç deniz,
Çanakkale çıkışına kadar ölü...
Dün konuştum,
Bozcaada,
'İskele rezalet' dedi,
arkadaşım.
Büyükada'da yıllarca
yerleşik denizci,
'25 metreye kadar
dipte yerleşmiş' diyor,
müsilaj için.
Pandemiden sonra, başımızın en büyük belası
Yılların ihmali.
Doğaya,
özellikle de denize,
hoyratça, hunharca
davranışımızın sonucu.
Zaten bükeceği kadar
bükmüş, belini turizmin,
pandemi denen illet.
Ege'ye doğru yürüyen bir iblis
Şimdi de Marmara'da,
Çanakkale'de
turizme geçit vermediği gibi,
Ege'ye doğru yürüyen bir iblis.
Deniz, güneş, kum...
En önemli sloganımız.
Herşey dahil,
satıştaki,
tek vurucu gücümüz.
Ya fiyatlarımız?
Antalya'da yok!
Diyerek mi, sıyıracağız?
Ege'de görülmedi,
diyerek mi savunacağız?
Bana dokunmayan yılan,
bin yaşasın da,
demeyelim artık...
Çözüm?
Çocukluğumuzun,
tertemiz kıyıları,
acı içinde kıvranıyor.
Ağlıyor, adeta.
Yalvararak bakıyor yüzümüze.
Yapmayın, etmeyin,
daha da fazla kirletmeyin,
kıymayın bu sulara.
Üstüne üstlük, Kanal İstanbul...
Rezilliğin,
pisliğin,
üstüne dikilecek,
tüy misali...
Gerçekten,
sevdiklerimize,
geleceğimize,
çocuklarımıza kıyıyoruz.
Cebimizi doldurduğumuzu zannederek...
Bugünlerde,
cebimizi doldurduğumuzu,
zannederek,
sattığımız,
yok ettiğimiz herşey,
geleceğimizi karartmaktan
başka birşey değil.
Müsilaj...
Deniz, kum, güneş derken,
sadece, kum ve güneşe
mahkum ediyor bizi.
Farkında mısınız?
Ya da,
Umurunuzda bile,
değil mi?
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: