Konaklama sektöründe sürdürülebilir turizm uygulamaları
Son zamanlarda otel lobilerinde, web sitelerinde sıkça duyduğumuz bir kelime var: sürdürülebilirlik. Sanki bütün oteller çevreci olmuş, doğayı kucaklamış gibi bir hava yaratılıyor. Ama biraz yakından bakınca, bu "yeşil" maskenin ardında acaba ne kadar samimiyet var?

Meraklı kişiler için bu durum, "acaba bu işin aslı astarı ne?" sorusunu beraberinde getiriyor. Görünen o ki, otellerin sürdürülebilirlik adı altında yaptığı bazı düzenlemeler, halkı ve doğayı sömürmekten öteye gitmiyor. Şimdi diyeceksiniz ki otellerde, "ama havluları tekrar kullanmamızı istiyorlar, bu da su tasarrufu demek değil mi?" Evet, ilk bakışta mantıklı gibi duruyor. Ama aynı otellerin, biz istemesek bile her gün çarşaflarımızı değiştirmesi, odalarımızı gereksiz yere ısıtıp soğutması ne kadar çevreci?
Bunlar sadece maliyetleri düşürmek için yapılan şirin bir uygulamalar. Hatta bazı "eko-şık" oteller var ki, dışarıdan bakınca sanki doğayla iç içeymiş gibi duruyorlar ama perde arkasında hala mazot ile çalışan sistemleri kullanıyorlar. Bu da yetmezmiş gibi, bir de bu "sürdürülebilir" imajı sayesinde fiyatları şişiriyorlar. Yani hem çevre kirlenmeye devam ediyor hem de bu tesisler yüksek fiyatlar talep ediyorlar. Bu mudur sürdürülebilirlik?
"Bir de "karbon ayak izi" yalanı çıkıyor karşımıza"
Tam da bu noktada, bir de "karbon ayak izi" yalanı çıkıyor karşımıza. Devlet, otellerden karbon ayak izlerini azaltmalarını istiyor. Uçakla seyahat etmenin, alışveriş yapmanın, yemek yemenin bile karbon ayak izini artırdığı söyleniyor. Doğada binlerce yıldır yaşayan hayvanların karbon ayak izlerinin doğa dengesi bozduğu söylenirken, bizlere bireysel olarak suçluluk pompalanıyor. Asıl karbon salınımının büyük bir bölümünün devasa şirketler ve endüstriler tarafından yapıldığı görmezden geliniyor.
Turizm sektörü de tüketim bazlı olduğundan tabii ki çok da masum değil. Yapılan araştırmalar, turizmin küresel karbon emisyonlarının yaklaşık %8'ine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Özellikle uçak yolculukları bu oranın büyük bir kısmını oluşturuyor. Yani otellerin "karbon ayak izini azaltıyoruz" söylemi, aslında büyük bir sorunun sadece küçük bir parçasına odaklanmak gibi. Asıl mesele, bu devasa karbon ayak izini nasıl gerçekten azaltacağımız. Büyük sanayi kuruluşlarının karbon salınımlarının kontrolü önemli.
"Oteller de, sanki çok büyük bir iş başarmış gibi bu sertifikaları web sitelerine gururla asıyorlar"
Bir de bu sürdürülebilirlik sertifikalar var. Bakanlığın mecbur ettiği. Oteller de, sanki çok büyük bir iş başarmış gibi bu sertifikaları web sitelerine gururla asıyorlar. Ama bu sertifikaların maliyetlerine baktığımızda, acaba asıl amaç gerçekten çevreyi korumak mı, bazı firmalara iş yaptırmak mı, yoksa sadece müşteri çekmek mi diye düşünmek gerekiyor. Büyük otel zincirleri için bu gider sadece bir pazarlama gideri gibi. Yani ekonomik gücü iyi olan oteller "sürdürülebilir" etiketi alıyor, olmayan ise almak için zorlanmaya devam ediyorlar.
Su tasarrufu dedik ya, otellerin o meşhur düşük akışlı duş başlıkları ne kadar işe yarıyor tartışılır. Belki birkaç litre su tasarrufu sağlıyor olabilirler ama misafirlerin duş keyfini kaçırdığı da bir gerçek. Enerji tasarrufu için kullanılan LED lambalar falan da güzel hoş ama otellerin asıl enerji canavarları olan klima ve ısıtma sistemleri hala aynı tas aynı hamam. Hatta bazı araştırmalar gösteriyor ki, otel yöneticileri enerji tasarrufunun önemini biliyor olsalar da, çoğu zaman temel çevre politikalarından haberleri yok. Yani lafta sürdürülebilirlik var ama icraatta pek bir şey göremiyoruz.
"Atık yönetimi de tam bir komedi"
Atık yönetimi de tam bir komedi. Koskoca oteller tonlarca atık üretiyor ama geri dönüşüm oranları hala yerlerde sürünüyor. Neden mi? Çünkü geri dönüşüm kutularını doğru kullanan misafir sayısı çok az. Personel de bu konuda yeterince eğitilmemiş. Zaten otel yönetimlerinin de bu işe pek hevesli olduğu söylenemez. Geri dönüşüm tesislerine yatırım yapmak maliyetli geldiği için çoğu otel, atıkları olduğu gibi çöpe göndermeyi tercih ediyor.
Yani o gösterişli "yeşil" logoların arkasında, aslında devasa bir çöp dağı yatıyor olabilir. Ayrıca Avrupanın atıklarının da Türkiye'ye getirilmesi ve burada işlenmeleri ayrı bir ironi. Halka ve firmalara atıkların azaltılması konusunda baskı uygulanırken, yurtdışı menşeili kansorejen atıkların hala ülkemize ithal edilmesi, konuşulması gereken konuların başında gelmelidir.
"Turizm gelirlerinin önemli bir kısmı, yabancı sermayeli otel zincirleri ve ithal ürünler aracılığıyla yerel ekonomiye pek uğramıyor"
Sürdürülebilir turizm denince akla yerel halka destek olmak da geliyor. Ama otel sektöründeki işler genellikle mevsimlik ve düşük ücretli. Yerel halkın bu işlerden ne kadar faydalandığı da şüpheli. Çünkü turizm gelirlerinin önemli bir kısmı, yabancı sermayeli otel zincirleri ve ithal ürünler aracılığıyla yerel ekonomiye pek uğramıyor. Bir de bu işin eğitim kısmı var ki, ciddi bir sorun.
Turizme personel yetiştiren okulların azalmasıyla otellerde çalışan kalifiye personel sorunu yaşanırken, sürdürülebilir turizm programları uygulayan otellerin personellerinin çoğu zaman bu konuda hiçbir eğitimleri yok. Nasıl doğru uygulamalar yapacaklar ki? Sonuç olarak, sürdürülebilir turizm adı altında yapılan bu gösterişli programların uygulanması oldukça zordur. Su tasarrufu, enerji verimliliği, atık yönetimi gibi konularda gerçekçi adımlar atılmıyor. Yerel halka destek de ayrı bir hikaye. Üstüne bir de bu sertifikaların maliyeti cabası.
Yakın gelecekte Turizm Bakanlığında kadro değişikliklerinde yeni programlar ve uygulamaların gelmesi kaçınılmaz değil zira geçmiş yıllarda yapılan uygulamaların artık önemsizleştiğine şahit oluyoruz.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: