Müzecilik kavramını nasıl algılıyoruz?

Krizlerden kriz beğendiğimiz bugünlerde turizm kelimesi ile başlayan her cümle ya da açıklamanın bizleri hangi sonuca götüreceği maalesef belirsiz. Ancak umutlar sonsuz. Bu nedenle krizler devam ededursun gelin biraz müzelerden konuşalım.

Doç. Dr. Volkan Altıntaş

Türkiye İstatistik Kurumu 2015 yılı Kültürel Miras Verilerine göre Türkiye’deki müze sayısı artış göstererek 409 sayısına ulaşmış durumda. Bu rakamın 193 tanesi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı iken büyük çoğunluğunu özel müzeler oluşturmakta. Özel müzeleri ziyaret eden sayısı ise 2015 yılında %10 civarında artış göstermiş. Konaklama ve gelen turist sayısı ile kıyaslandığında bu artışın önemli olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca Avrupa Konseyi tarafından 1977 yılından bu yana verilen yılın müzesi ödüllerinde Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile İstanbul Masumiyet Müzesi olduğunu da ifade etmekte fayda var.

Bu ödüller arasında ilgi çeken bir müzemiz de Bayburt il sınırları içinde yer alan Baksı Müzesi. 2014 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından verilen Avrupa Müze Ödülü’ne sahip. Müzenin kuruluş yeri Bayburt il sınırları içinde yer alan bir Bayraktar Köyü. Elde edilen başarı ve özellikle Avrupa’da gündeme gelişi bakımdan önemli bir ayrıntı.

Bir başka örnek ise 2004 yılından ödüllü Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi. Edirne’de hekimliğin gelişmesi açısından büyük önem taşıyan bu müze bölgedeki en başarılı örnekler arasında yer almakta. Ayrıca bu müzenin UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’ne alındığını da belirtmekte fayda var.

Bu örneklerin sayısını artırmak mümkün. Marmara’dan Güneydoğu’ya kadar farklı temalarda onlarca müzenin çeşitli platformlarda ödüllendirildiği bir müzecilik sistemimiz var iken acaba Türk halkı olarak bizler müzecilik kavramını nasıl algılıyoruz dersiniz?

Hergün yaşadığımız şehirlerde yer alan müzelerimizin önünden geçerken ya da o müzelerle ilgili haberler dinlerken düzenli müze ziyaretinde bulunmanın bir alışkanlık ve öğretilebilir bir ziyaret olduğunu düşünüyorum elimizdeki ciddi potansiyelle. Bayburt’tan Mardin’e, Edirne’den Hatay’a kadar farklı yerleşim yerlerinde kendine yer bulmuş, kültür ve tarihe şahitlik yapmış ve yapmakta olan varlıklarımıza sahip çıkmanın ilk aşamasının çocukluk döneminde verilen kültüre saygı ve bilinçlenme ile olacağını düşünüyorum. Yurtdışında saatlerce sıralarda bekleyen müze meraklılarının temelinde bu bakış açısının olduğunu biliyorum. Ayrıca bu alışkanlığı destekleyecek Müze Kart uygulamaları gibi kültür ve merak kavramını bir arada tutacak projelerle bireylerde müzelere karşı farklı algılamalar yaratacağından da eminim.

Turizm deyince otel, acenta, tur operatörü, ulaşım konuları konuşulurken kendimizi konuşmadan anlatabileceğimiz bir başka platformumda olduğunu görmemiz gerekir. Yut dışında ciddi rakamlarla ziyarette bulunduğumuz ve benzeri birçok müzelere de sahip bir ülke olarak işin maddi yönüyle manevi bağını bir arada tutacak yönlendirmelerin Türk turizminde yeni açılımları da beraberinde getirmesi mümkündür.

Deniz-kum-güneş kavramına alternatif bakışlardan biri elimizdeki değerlerin önce tarafımızdan sonra da başkaları tarafından daha sıklıkla ziyareti ve özümsenmesi gerçeğinden başlamaktadır. Ayrıca özel sektörün müzecilikle ilgilenmesi ve devlet tarafından desteklenmesinin sürdürülmesi de müzecilik konusunda farklı bakış açılarının çoğalmasını sağlamakla birlikte turizm gelişimine doğrudan katkı sağlayacak bir bakış olarak görülmelidir. Her işin başı eğitim ise eğitimde müzeciliğin kendine daha fazla yer almasının ilköğretimden yüksek öğretime kadar sürekli olarak desteklenmesi gereklidir. Kim olduğumuzu, kendimize ait hangi değerlerle dünyanın bizlere baktığını, bizlerle dünya medeniyetlerinin nasıl buluştuğunu anlayarak ortak noktalarda buluşmanın bir yolunun da müzecilikle örtüştüğünü düşünmekteyim.

Birçok kavram gibi eğitim sonucuna vardığımız bu bakış içinde Türk turizminin çok daha fazla ön plana çıkmayan bu yönünün tüm ilgililer tarafından dikkate alınması gerekliliğinin konuşmanın tam zamanıdır.