Online okumak için tıklayınız...

Yeni Gençlik

2014-03-01 16:54:52
Bu günlerde bir şey dikkatimi çok fazla çekmeye başladı; benim de içinde bulunduğum 18-30 yaş arası gençlerin yaşam biçimi.

Bir yanda kendilerine güzel bir gelecek inşa etmenin bilincinde olanlar ve kendini hedefleri doğrultusunda geliştirenler var. Diğer yanda ise saatlerce hazırlanıp kahve içmeye giden, sosyal medya bağımlısı olan, yediğini içtiğini paylaşmayı çok önemli addeden, alışveriş merkezlerinde gezmeyi ve son moda giyinmeyi gereğinden fazla önemseyen; öyle ki sanki kendisi elit bir tabakaya mensupmuş da yaşam biçimi de bunun ispatıymış gibi hareket etmeye çalışan gençler var. Bu B şıkkındaki gençlerin sayısı ne kadar üzücü ki A şıkkındaki arkadaşlarımızdan çok daha fazla. En azından benim görebildiğim sosyal medyada ve somut çevrede durum böyle.

Herkes istediği gibi yaşamakta özgürdür elbette. Bazıları pek çok şeyin bilincindeyken de gösterişli bir hayat yaşayabilir. Yalnız, çoğunluğun böyle yaşayamadığı da gün gibi ortada. Bu durumda özgürlüklerden öte ortamda bilinçsizlik hâkim görünüyor ve bugün adeta yeni bir “lale devri” yaşanıyor.

Almanya’da kaldığım dönemde gittiğim üniversiteden pek çok arkadaş edindim. Oradaki öğrencilerin çoğunun hedefleri olduğunu ve istekleri doğrultusunda çok kararlı hareket ettiklerini görebildim. Ayrıca sosyal medya bağımlısı fazla genç gözlemlemedim. Birlikte yapılan kültürel aktiviteleri organize etmek dışında sosyal medyayı kullanan pek yoktu. Çoğu gencin öğrencilik dışında bir işi, bir hobisi ve bir spor ya da sanat dalında etkinliği vardı. Kütüphaneler sadece sınav dönemlerinde değil; diğer zamanlarda da doluydu. Öğrencilerin hiçbiri ailesinin yanında el bebek gül bebek yaşamıyordu ama kimse bu yüzden çok zor şartlara mahkûm değildi. Herkes kendi sorumluluğunu almaya ilk gençlik çağlarında başlamıştı ve zorluklara karşı birey olarak çok dayanıklı duruyordu. İşte Avrupa’nın göbeğinde gençlik böyle yaşıyordu.

Almanya’da gençlere sağlanan şartlarla buradaki gençlerin şartlarını kıyaslamak doğru olmaz tabi ki. Üstelik buradaki eğitim sisteminin oradakine kıyasla aşırı tepeden inme olduğunu da yurtdışında okuyanlar bilir. Bizim şartlarımızın kolay olduğunu kimse iddia etmez zaten, ben de bunun tartışmasına girmeyeceğim. Ancak sahte bir elitizmin yaygın olduğu bu kesimin de bu zor şartlardan etkilendiğini farz edemeyeceğim. Belki şartlar zor ama tüketim toplumunun etkisi altında olan gençlerin de bilinçlenmek için yoğun bir çabayla mücadele ettiğini ve gerçekten dolu dolu bir hayat yaşadığını söyleyemeyiz. Çoğu genç, tabir yerindeyse “sana bir hayat” yaşamayı tercih ediyor sanki.

Gençlerdeki bir diğer durum da aşırı sosyal medya kullanımı. Bizim jenerasyonda yaygın olan sosyal medya kullanımının gerçek sosyallikle doğru orantılı olduğunu düşünenler var mıdır hala, bilmiyorum. Ben de sosyal medyayı kullanıyorum, arkadaşlarımla ve ailemle yaptığım aktiviteleri paylaşmayı seviyorum ve haberleri de buradaki kaynaklardan takip ediyorum ama bütün özel hayatımı yayınlamıyorum. Bununla birlikte her zaman yediğim yemeğin resmini paylaşmaktan utanmışımdır ya da sadece elit kesimin alışveriş yapmaya gücünün yettiği bir alışveriş merkezinde bulunmayı başkasına anlatma çabam hiç olmamıştır.

Bence gençliğin kendisini layık gördüğü üst kesime mensup olmanın ya da elitliğin gösterişle hiç alakası yoktur. Yaşanılan deneyimler gerçekse; onu yaşayan kişinin görgüsünde, bilgisinde kültür seviyesinde, duruşunda, oturmasında, kalkmasında, halinde, tavrında, hayatı yaşadığı ve algıladığı seviyede ve bilhassa konuşmalarında bu deneyimler kendini zaten gösterecektir. Sevindirici olan, aramızda böyle yaşayan gençlerin de, çoğunluğu oluşturmasa da, bol sayıda mevcut olmasıdır. Umarım diğer gruptaki gençler de bir an önce bu gruba transfer olur.
 

Yorumlar

comments powered by Disqus

Benzer Haberler