Online okumak için tıklayınız...

Promosyon çılgınlığı sardı dört yanımızı....!

2017-04-19 01:11:54
Otelciler gün geçtikçe daha da düşen oda fiyatları ve otel doluluklarına farklı yöntemlerle çareler bulmaya çalışıyordu. Oda rezervasyonu yapanlara araba çekilişleri düzenlemeye, konaklayan misafirlere % 80’e varan indirimler, spa da ailece ücretsiz masaj, apartman komşusuna fitness üyeliği, restaurantta yemek yiyene neredeyse üstüne para vermeye başlamıştı.

 Aykut BAKAY / Crowne Plaza İstanbul Oryapark Genel Müdürü

Otelde düğün yapacak çiftlere çekilişle ev, toplantı yapanlara toplantı esnasında motivasyonu arttırsın diye ayaklarına leğende sıcak su ve kafalarına havlu kompresi hizmeti şeklinde bilinmeze doğru giden bir promosyon çılgınlığı başlamıştı. Böyle olunca personelin işi günden güne zorlaşıyor, oda fiyatları düştükçe, promosyonlar arttıkça misafir kalitesi de bir o kadar düşüyordu.

En çok sıkıntıyı yaşayan departmanlardan biri de, kat hizmetleriydi. Belli saatlerde oda kontrolüne çıkan kat şefi, çaldığı kapıda rahatsız etmeyin kartı olmamasına rağmen kapıyı açtığında misafirden azar işitmişti. Söylene söylene sıradaki odanın kapısını çaldı, kapıda rahatsız etmeyin kartı olmayınca, yine azar işitmemek için çekine çekine içeri girdi. Odada çok ağır bir koku vardı, perdeleri ve havalansın diye pencereleri açtı, her yer çok dağınıktı, sağda solda konserve kutuları, sehpada çürümüş meyveler, boş şişeler, yerlerde elbiseler...

Gözlerine inanamadı. Her yer leş gibiydi. Bu odada kim kalmıştı acaba ve daha önemlisi bu pislikte nasıl kalmıştı. Yatağın üstündeki topak olmuş yorganı çamaşırhaneye vermek için iki eliyle hızlıca çekti, yorgan gelmedi, tekrar çekiştirdi, yine gelmedi. Sanki yorgan yatağa çivilenmişti. Bir ayağını yatağa bastırarak bütün gücüyle tekrar denedi. Yorgandan bir ses “HOOOP”… Kat şefi şaşırdı, korktu, dondu kaldı. Yorganın içinden bir adam kafasını dışarıya çıkarıp  “hayırdır bilader…?” diye bağırınca, korkan şef ilk önce ne yapacağını bilemedi.

Adam tekrarladı “HÖÖÖ ?” ne duruyorsun der gibi, içeriye girmesinin verdiği mahcubiyetle sırıtarak ve kaşlarını havaya kaldırıp “ Haaaussszz Kiiiiiiiping” dedi. Yataktaki adam gözlerini açıp “DEFOOL… deeefol… Girmeyin şu odaya, kaç kere söyledim, girmeyin... Bu odayı fırsat sitesinden 10 gün kal bir gece öde aldım, gitmem bi yere, kimse çıkaramaz bu odadan beni, hayatta çıkmam…” diye bağırdı. Şef apar topar giderken “Bi isteğiniz var mı…” diyecekti ki adam kafasına çürük elmayı fırlattığından diyemedi.

Şef gerilmişti, kendi kendine “Promosyon yaptıkça bizi bitiriyorlar, bunaldım yemin ederim. Başka iş yapıcam, bu ne yaa, bu ne” diye söylenerek bir sonraki odanın kapısına geldiğinde kapının ardına kadar açık olduğunu görmüştü. İçeride iki kişi ayakta duruyor, para alışverişi yapıyor, biri diğerine bozuk parası olup olmadığını soruyor, sonra veririz, bir dahaki sefere diye birtakım konuşmalar yapıyorlardı. Biri elinde evraklarla yanından geçerek ayrılmıştı. Odanın ortasında bir fotokopi makinası, yatağın üstünde çeşitli kitaplar, renkli renkli kağıtlar, kalemler, kağıt kolileri ve biraz ilerisinde de yazar kasa…

Odada tek kalan adama; “Beyefendi naapıyosunuz siz böyle, bunlar ne?” diye seslendi şef.  “Fotokopi ” dedi adam. “Sokağın başında dükkanım vardı, kiralar artınca buraya geldim. Oda ucuz, dükkan kirasının üçte biri, promosyonlardan da yararlandırıyorlar, iki günde bir de spa bedava, ayda bir de çekiliş var, zaman zaman hediye alıyorum, geçen mutfak robotu vermişlerdi, hanım çok sevindi. 

Evi de taşımayı düşünüyorum otele ama suit boşalmadı, orda bir paşminacı var, çok şanslı adam, geçen çekilişte Antalya tatili kazandı, oteller arası çapraz promosyon varmış… Kazanıyorum abi, Allah bereket versin. Kazanmasam durmam burda. Elektrik, su, ısınma da fiyata dahil, mesai saati bitince, odamdaki orman sesleri temalı duşumu da alıp çıkıyorum.”

Tüm bunlar yaşanırken koridordan bir ses geldi: “Otele turist girmiiiiş, resepsiyonda turist vaar, koşuuun…!” Ortalık birden karışmıştı, otel odalarının hemen hemen hepsinden telaş içinde birileri çıkıyor, satıcılar, kartpostal kitap satanlar, şal, fes satanlar, kağıt helvacılar hatta şarj kablosu, mendil ve su satanlar birbirine çarparak, otel girişine resepsiyona doğru koşuştura koştura yarışmaya başlamışlardı.

Herkes lobide toplanmış otele giriş yapan turisti arıyordu. Turist korkup otelde bir yere kaçmıştı, saklandığı yerde bulunduğunda ise, çok korkmuş, benzi solmuş, titriyordu. Biraz sakinleştikten sonra yanında iki güvenlik görevlisiyle birlikte odasına yerleştirilip, kapısına da kimse rahatsız etmesin diye sabaha kadar bir nöbetçi bırakıldı.

Ertesi gün yan otelin müdürü geldi. Sizde turist varmış, o turist bizim turist, verin onu bize dedi. Nöbetçi müdür de “Bizde turist murist yok” deyince, gitti. Öğlene doğru bakanlıktan aradılar, istatistik için gerekliymiş turisti sordular. Nereli, nereden geldi, kaç kişi, kaç gün kalacak, bundan sonra nereye gidecek, çoluğu çocuğu varmıymış diye garip garip sorular sordular.

Turistin ve turizmin değeri bir kez daha anlaşılmıştı. Akşam üstü bütün müdürler toplandı, ertesi gün hep birlikte turisti havalimanına götürmeye karar verdiler. Havalimanında herkes çok duygusaldı. Yiyecek içecek müdürü küçük bir kutuya turiste yolluk yapmış onu verdi. Housekeeper annesinin ona ördüğü kazağı hediye ederken, artık hiç kimse gözyaşlarına hakim olamıyordu. Herkes çok hüzünlüydü. Turist tekrar geleceğine, yine aynı otelde kalacağına, hatta kınasını otelde yapacağına söz verdiğinde ise, herkes birbirine sarılıp gözyaşları içinde hep birlikte 'Annesinin bir tanesini hor görmesinler' diye türkü tutturdular.

Turist de hüzünlenip ağlamaya başladı. Ancak kınasını otelde yapacağını söylerken, turist Türkçe konuşmuştu. İlk anda kimse anlayamamıştı ama, sonra herkes durdu ve birbirine bakıştı, hep birlikte “Nasıl yani” dediler. Sen Türk müsün, Türkçe konuştun da? Evet abi promosyonlardan yararlanmak için kandırdım sizi, çok üzgünüm ama güzel bir kaç gün geçirdim sayenizde. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum deyip, kamera şakası tadında el sallarcasına vedalaşıp ayrıldı.

Promosyonlarımızın abartılmaması dileğiyle...

 

Yorumlar

comments powered by Disqus

Benzer Haberler