Online okumak için tıklayınız...

Fındık Peşindeki Giresun

2016-12-28 15:05:28
Yeni yılımızı şairin dediği gibi fındık bahçelerinden denize ulaşan Karadeniz’e Giresun Kalesinden bakarak kutlamak istiyorum.


ADİL ÇULHAOĞLU

Karadeniz sahilinin batısından doğusuna uzanan yolculuğumuzda, Ordu’dan sonra, tepeler ve dereler arasında yoğunlaşan fındık bahçeleriyle yemyeşil doğa bir yanda, bir yanda sanki dalgalanmak için fırtınayı bekleyen Karadeniz, diğer tarafta tabelalardan birinden diğerine ulaşıldığı fark edilebilen peş peşe sıralanmış köyler, kasabalar, şehirler arasından geçerek kendimizi Giresun levhası önünde buluyoruz.

Sahil yolundan ayrılıp, Batlama ve Aksu Çayları arasındaki ovaya yayılmış Giresun şehir merkezine  İnönü caddesinden giriyoruz. Kale karşımızda Bir fındık toptancısı önünde yeni toplanmış fındıkların mağazaya indirildiğini görünce, durup Giresun Fındığı’ndan alıyoruz.

Fındığın başlıca türlerinin, tombul fındık, sivri fındık ve kara fındık olarak adlandırıldığı, makbul olanının parlak kabuklu, yağ oranı yüksek tombul fındık türünün olduğunu ve en çok Giresun’da yetiştiğini öğreniyorum. Daha çok çerezlik fındık olarak da nitelenen Giresun Fındığının Giresunluların ana geçim kaynağı olduğu her yere kurutulmak üzere serilen sergilerin sayısı ile fındık ticarethanelerinin çokluğundan anlaşılıyor hemen.

Kale surlarıyla karşımızda ama tek yönlü dar cadde ve sokaklarda tipik Karadeniz mimarisi örneklerinden oluşan binalar arasından bir aşağıya bir yukarı giderek, bazen sorarak  kaleye çıkışı yönlendiren levhayı izleyerek, Millet Bahçesi önünden geçip kaleye ulaşıyoruz. Kalenin batı yönüne bakan bir kafeteryaya oturuyoruz. Artık Giresun’u, Karadeniz’i ve dere tepeleri kaplayan yeşilin her tonunu seyre dalabiliriz. Liman ve kent önümüzde. Güney tarafında tepeler, dağlar yükseliyor. Fındık bahçeleri, ormanlık alanlar göz alabildiğince.

Antik dönemdeki ismi  ‘Kiraz’ anlamına gelen Kerasus’tan alan Giresun, M.Ö.7.yüzyılda Karadeniz’e Miletten gelen iyonyalılar tarafından, kalenin bulunduğu alanda kurulmuş. M.Ö 183 Pontus kralı Pharnakes’in işgali sırasında yıkım görmüş, ancak şehir yine onun zamanında yeniden inşa edilerek Pharnakeia adını almış. Romalı komutan Lukullus burada tattığı ‘Kiraz’ı M.Ö.70’lerde götürerek Avrupa’yla tanıştırmış ve şehrin adı yeniden Kerasus olmuş.

Ben fotoğraf makinasını alıp, surlara doğru yürüyorum. Kale her yöne doğru uzanan manzarayı mümkün kılan özelliğe sahip. Karadeniz’e hakim yarımada üzerinde yüksek bir tepeyi kaplıyor kale. Güneybatıdan başlayan kale surları kenti çevreleyerek kuzeydoğuya uzanıyor. Antik kaynaklarda  Bronz Kale olarak da zikredilen kale ticaret yollarını  kontrol etmesi yanında askeri açıdan da stratejik öneme sahip olagelmiş. Helenistik, Roma ve Bizans, Osmanlı dönemi izlerini taşıyan kalenin içinde saray kalıntısını var. Fethedilmesi zor özelliği, her el değiştirme sırasında hasar görmesine ve sonunda onarım görmesine neden olmuş. Kalenin kuzeyinde sığınak olarak kullanılan mağaralar varmış. Bir söylentiye göre mağaralardan birinde 1550 kişiyi alabilecek bir kilise bulunuyormuş.

Atatürk’ün özel korumalığını da yapmış olan ve Giresun’un kurtuluşunda önderlik etmiş olan Topal Osman Ağa’nın mezarının bulunduğu kuleden aşağılara vadiye bakıyorum. Kalenin ne kadar dik bir yamaçta kurulduğunu fark edip ürkmemek mümkün değil. Denizde Giresun Adası yeşillikler içinde dikkat çekiyor. Antik dönemde Aretias adınyla bilinen 4 hektarlık genişliğe sahip ada Hercules’in Amazonlarla karşılaştığı yer olarak biliniyor.

Kaleden doğuya doğru uzanan ovanın bittiği Aksu nehrinin aktığı vadiye bakıyorum. Söyleneceye göre, kral, kızının kendisini isteyen taliplileri sürekli reddetmesinden kuşkulanır. Kızını takip ettiren kral, kızının bir çobanla ilişkisi olduğunu öğrenir ve çobanı kilisenin önündeki meydanda idam ettirir. Aşkına kavuşamayan kral kızı da kilisenin kulesinde kendini asarak intihar eder. O gündür bugündür sevenlerin birbirine kavuşmaları, sevecekleri birini bulmaları için şans getirsin diye genç kızlar nehre  taş atarlarmış. Bu gelenek her yıl  20- 23 Mayıs tariheri arasında düzenlenen Aksu Festivali sırasında şans getirsin diye nehre taş atılması şeklinde sürdürülüyormuş.

Park haline getirilmiş kalenin içinde büyüklü küçüklü kafeteryalar, lokantalar, büfeler, iç kaleden akan küçük bir şelalenin akan suyun sesinin dinlendirici ortam yarattığı piknik alanı yaratılmış. Biz de köftenin lezzetine bu dinlendirici ortamında varıyoruz, kaleden ayrılmadan önce.

Batı kapısından girdiğimiz kaleden kuzeydoğu kapısından her kıvrımında farklı deniz ve ada manzarasının fotoğrafını çekerek iniyoruz, Giresun şehrinin doğusuna, sahiline. Atatürk Bulvarından tekrar batıya yöneliyoruz. Bölge ekonomisinin en önemli Fındık İşleme Fabrikasının bulunduğu Giresun’daki fabrika satış mağazasına uğruyoruz yol üzerinde. Çerezlik fındık ve çikulata çeşitlerinden aldıktan sonra, Fındık Peşindeki yolculuğumuzu noktalamaya karar verip, bir sonraki dönüş için Batı Karadeniz’e doğru yola koyuluyoruz.

Ankara’ya dönerken Karadeniz’in Samsun’dan aktaracağımız izlenimlerle sona ermediğini düşünüyoruz.  Gelecek yıl Artvin’e kadar uzanacak bir geziyi Giresun’da itibaren yapmak için görüş birliğine varıyoruz.

Mutlulukları sevdiklerimizle paylaşabileceğimiz yıllar diliyorum.

 

Yorumlar

comments powered by Disqus

Benzer Haberler